REKLAM

Uzun yıllardır kişiden kişiye aktarılan kanlar çoğu zaman hayat kurtarmaktadır. Geçirilen ağır ameliyatlar, şiddetli kan kayıpları, doğum sonrasında meydana gelen kanamalarda kan transfüzyon yöntemi kullanılarak hastaların iyileşmesi sağlanmaktadır. 1600’lü yıllarda hekimler tarafından yapılan kan nakilleri ölümle sonuçlanmıştır. Hekimler nedeni araştırmak isterken ölümlerin artmasıyla kan nakli yasaklanmış.

1900 senesinde Karl Landsteiner tarafından yapılan araştırmalar sonucunda kan grupları bulunmuştur. Landsteiner kanda ki pıhtılaşmayı farkettiğinde nedenini saptamak için kanda ki kırmızı hücreleri (alyuvarlar) ve plazmayı birbirinden ayırıyor. Sonrasında yaptığı testlerde farklı kanların plazmalarında pıhtılaşma oluştuğunu gözlemliyor.

 

Sağlıklı insanlardan aldığı kan örneklerini plazmalarına ayırıp A, B ve C olarak isimlendiriyor. Lansteiner bu çalışmayı yaparken farklı insanların kanını karıştırdığında günümüzde halen kabul gören kan gruplarının özelliklerini keşfediyor. A grubunun plazmasını yine A grubundan başka birinin kırmızı kan hücreleriyle karıştırdığında pıhtılaşma oluşmadığı görüyor. Aynı testi B grubu için de yapıyor ve yine kanın sıvı yapısının bozulmadığını, pıhtılaşma oluşmadığını görüyor. Ancak A ve B gruplarının örnekleri karıştırıldığında kanın yapısının bozularak pıhtılaştığına şahit olmuş. Farklı kan gruplarını karıştırdığında pıhtılaşmanın oluşması hasta ölümlerinin nedenini açıkça gösteriyordu. Hastalara farklı kan grubu nakli yapıldığında kan pıhtılaşıyor ve kişi hayatını kaybediyordu.

C grubunda yaptığı testlerde ise; A ve B plazmalarını C grubu ile karıştırdığında kanın yapısı bozulmuyor fakat A ve B kırmızı kan hücrelerini (alyuvarları) karıştırdığında kanın topaklaştığını görüyor. Böylelikle C grubunun yapısının farklı olduğunu farkettiğinde 0 grubu olarak adlandırıyor. Tüm bu çalışmaların sonucunda Landsteiner kan gruplarını ve hastaların kan nakli sonucunda ölüm nedenlerini keşfetmişti. 1930 senesinde ise Nobel Tıp Ödülünü almaya hak kazanmıştı.

1950 senesinin sonuna doğru Philip Levine maymunlar üzerinde yağmış olduğu araştırmasında Rhesus (Rh) faktörünü keşfetti. Kan gruplarının Rh faktörünü içerip içermemesine göre Rh+ ve Rh- olarak isimlendirdi.

Kan Grupları Arasında Fark Var mı?

A, B, AB ve 0 kan gruplarının yapısal özellikleri birbirinden farklıdır. Bunu tam olarak anlamlandırabilmek için kanın yapısında bulunan maddelerin tanımlarını incelememiz gerekmektedir.

Antijen: Antijenler protein yapısında olan moleküllerdir. Kişinin kan grubunda bulunan antijenler diğer canlılar için yabancıdır. Bu durumda kişinin kendine özgü olan antijeni yabancı bir proteinle karşılaştığında antikor üretir. Bu antikor yapımı uyaran da vücudun kendi proteini olan antijenlerdir.

Antikor: Antikorlar ise vücuda giren yabancı antijen proteinleriyle savaşarak bağışıklık sistemini korumakla görevlidirler. Bu durumda kan gruplarının antijen ve antikor özellikleri şöyledir;

A grubu; eritrositlerinde A antijeni, plazmalarında B antikoru taşır.

B grubu; eritrositlerinde B antijeni, plazmalarında A antikoru taşır.

AB grubu; eritrositlerinde hem A hem de B antijeni, plazmalarında ise antikor taşımaz.

O grubu; eritrositlerinde antijen taşımaz, plazmalarında ise hem A hem de B antikoru taşır.

Hangi Kan Gruplarından Kan Alınabilir ?

Tabloya göre;
  • A grubu; A grubuna kan verebilir, AB kan grubuna kan verebilir. A ve O grubundan kan alabilir.
  • B kan grubu; AB ve B grubuna kan verebilir. O ve B grubundan  kan alabilir.
  • AB kan grubu; A, B, O kan gruplarından kan alabilir. AB kan grubuna kan verebilir.
  • O kan grubu; A, B, AB kan gruplarına kan verebilir ve O gruplarından kan alabilir.
REKLAM