Nikolay Vasilyeviç Gogol, 1809 yılında Ukrayna’nın Poltava ilinde bir kasabada dünyaya geldi. İyi bir eğitim görmüş edebiyata, tiyatroya düşkün bir derebeyi (toprak ağası) ailesinden gelen Gogol, Ukrayna’nın ilk yazarlarından biri olan Vasili Afanasyeviç Gogol-Yanovski’nin oğludur.

Gogol’ün çocukluğu Vasilyevka köyünde, doğanın zenginlikleri içinde geçti. Küçük yaşlarda içinde bulunduğu ortam gereğince halk ozanlarından dinlediği, düğünlerde, eğlencelerden ve panayır gösterilerinden duyduğu masallar ve şarkılar onda sanata karşı büyük bir ilgi uyandırdı. Ukrayna’da halkı gözlemlemesi, gelecekteki önemli yapıtlarının başlıca kaynağını oluşturdu.

Daha okul çağlarında dönemindeki siyasal ve toplumsal olayları yakından izleme şansını elde etmişti. Öğrenimi süresince tiyatroya ve edebiyata duyduğu ilgi dolayısıyla okul gazetelerinde öyküler ve şiirler yazdı. “Türlü Çeşitli Olaylar” kitabına, diğer adıyla “El Ansiklopedisi”, atasözlerini, halk şarkıları, geleneklerini ve halkın inanış türlerini kaydetti.

1825’de babasının vefatından sonra, 1828’de liseyi bitirir bitirmez Petersburg’a yollandı. Edebiyat çevresine girmek umuduyla Hans Kühelgarten adlı ilk yapıtını da yanına aldı. Ne yazık ki başkent beklediklerini karşılamadı. Yaşam oldukça pahalıydı. Yazdığı romantik şiirlerini eleştirmenler alaylı bir şekilde karşıladı. Bunun üzerine bastırdığı bütün örneklerini toplayıp yaktı. Tiyatro oyunculuğu denemesinin başarısızlığa uğramasıyla bakanlıklardan birinde yazıcılık görevinde çalışmaya başladı. “Bir Delinin Güncesi” ve “Palto” öykülerindeki kahramanlarının hüzünlü kaderiyle o sıralarda yüz yüze gelmiş olsa gerek.

1831-1832 yılları arasında Dikanka Yakınlarındaki Bir Çiftlikte Geceler adlı öykü derlemesini yayımladı. Bu gelişme Gogol’e büyük bir ün getirdi ve kendine duyduğu güven artmaya başladı. Bu yıllarda Petersburg Üniversitesi’nde tarih profesörlüğü görevi tarihe yönelmesini sağladı ve Mirgorod Öyküleri yayımlandı.

Gogol’ün yapıtlarında alaycı, umursamaz havayı sezebilirsiniz. Lakin Aleksandr Puşkin’le tanışmasından sonra üslubu biraz değişmeye başladı. Puşkin’in etkisinde acı toplumsal taşlama kitaplarına konu olmuştur; Petersburg Öyküleri, Müfettiş ve Ölü Canları örnek verebiliriz. Gogol’ün taşlamaları başkent bürokrasisinin pek hoşuna gitmedi. Baskı altında kalan yazarımız yurtdışına çıktı. 12 yılını Avrupa ülkelerinde geçirse de kısa sürelide olsa bazı zamanlar Rusya’ya döndü. Yurtdışında olduğu sürece yapıtlarında ülkesini işledi. Puşkin öldürüldükten sonra Gogol desteğini yitirdi. Kendinden kuşku duydu. Yine de kitaplıklardan asla düşmeyecek olan “Ölü Canlar”ı tamamladı. İkinci cildini yazdıysa da beğenmediğinden dolayı basılan kitapların hepsini yaktı.

Bu yıllarda Kudüs’e gidip hacı olmasını da unutmadan ekleyelim. Gogol bir süre sonra ülkesine dönmüştür fakat karşılaştığı yobaz insanlar ve gericiler onun yoluna büyük bir taş koydu. Baskı altında yeniden yazdığı Ölü Canlar’ın ikinci cildini tekrar yaktı. 1852 yılında ruhsal bunalımları sonucunda hayatını kaybetti.

Kısa hayatı süresince oldukça önemli ve özlü yapıtlar ortaya koymuştur. Gogol, Rus edebiyatının en önemli isimlerinden biridir.  Yapıtları birçok ün salmış yazarı etkilemiştir. “Hepimiz Gogol’ün Palto’sundan çıktık!” Kitaplarla içli dışlıysanız bunu duymuş olmanız ihtimali yüksek. Dostoyevski, Gogol’ün kendisi ve diğer yazarlar için önemini böyle vurgulamıştır. Gogol olmasaydı kuvvetle muhtemel ondan ilham almış Dostoyevski ve nicelerinin yapıtlarından mahrum kalırdık.

Gogol’ün unutulmaz eserlerinden birkaçı;

                         ÖLÜ CANLAR                                                     PALTO

 

 

                             BURUN                                                BİR DELİNİN GÜNCESİ